Milan Geri Dönüşü Başarabilecek mi?
Son zamanlarda tarihini en çok arayan takımlardan biri
şüphesiz Milan’dı. Milenyum öncesi İtalya’nın ve dünyanın sayısız kez en üst
noktasına gelmeyi başaran kulüp, bu başarıyı devam ettirmek istiyordu. 2000’li
yıllara girdiklerinde başarılarına başarılar katan kulüp 2010’lu yıllarda adeta
yokuş aşağı bir düşüşe geçti. Şampiyonlar Ligi şampiyonlukları, lig
şampiyonlukları ve yıldız oyunculara ev sahipliği yapan takım konumundan sene
sonu Avrupa bileti alabilmesi dahi kesin olmayan bir takıma dönüştü. 7 yıllık
aranın ardından Şampiyonlar Ligi bileti alan kulüp 2020’ye güzel bir giriş
yaptı. Peki 2020’li yıllarda o eski şaşaalı günler geri gelecek mi?
2000 Öncesi…
Temellerin atıldığı bu dönemler, başarıların yanında ileride
kazanılacak başarıların da önderliğini yapacaktı. 2000’li yıllara kadar birçok
rekor kıran Milan, futbolseverlerin gözlerini kendisine dikmeyi başardı.
Özellikle Silvio Berlusconi başkanlığında 90’lı yıllar, şüphesiz Milan
taraftarının zafer sarhoşu olduğu yıllardı.
Daha kurulmalarının ardından iki yıl sonra İtalya şampiyonu
olmayı başaran Milan bu zaman diliminde 16 şampiyonluk(1900/01, 05/06, 06/07,
50/51, 54/55, 56/57, 58/59, 61/62, 67/68, 78/79, 87/88, 91/92, 92/93, 93/94,
95/96, 98/99) kazandı. Şampiyonluk yıllarında etkili olan Gipo Viani, Nereo
Rocco ve Nils Liedholm gibi isimleri tarihe altın harflerle yazıldılar.
Milan’ın kimliğini kazanmasında etkileri çok büyük isimlerdi. Onları takip eden
Arrigo Sacchi ve Fabio Capello, Milan’ın altın çağını yaşatan teknik adamlardı.
1999’da, kulüp 100. yılında şampiyon olarak 16. şampiyonluğunu kazanmayı
başardı.
Kulübün efsane teknik adamlarından Nereo Rocco, Milan’ı 2 kere
Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası(Yeni adıyla Şampiyonlar Ligi) şampiyonu yapmayı
başararak(62/63, 68/69) Avrupa’nın tepesine çıktı. Uzun süren bekleyişten sonra
bu başarıyı, aynı Nereo Rocco gibi, iki kere kazanarak devam ettiren isim
Arrigo Sacchi oldu. Bu başarıyı 88/89 ve 89/90 yıllarında arka arkaya kazanarak
başaran Sacchi, altın çağı başlatan teknik adamlardan biri oldu. Bu dönemde
kupayı son kez kazanan isim Fabio Capello oldu. Artık yeni adına geçen
Şampiyonlar Ligi’ni 93/94 sezonunda kazanarak, kulübün müzesine 5 kupayı
koydular.
80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başı birçok rekora şahit
oldu. Öncelikle 1988 ve 1989 yıllarında Ballon d’Or ödüllerinde bir ilke imza
atıldı ve ilk 3 oyuncu Milan forması giyen oyunculardan oluşuyordu. 1988 yılında
ilk üç: Marco van Basten, Ruud Gullit ve Frank Rijkaard’dan oluşurken; 1989
yılında ilk üç: Marco van Basten, Franco Baresi ve Frank Rijkaard’dan oluştu.
Böylesi bir hegemonyaya şahit olmak gerçekten zor olacaktı.
Kulübün en uzun yenilmezlik serisi de bu zamanlarda oldu.
Mayıs 1991’den Mart 1993’e kadar 58 maçta yenilmeyen Milan, aynı zamanda 91/92
sezonunda da namağlup şampiyon olarak yıkılması güç bir rekora imza attı.
Milenyum öncesi müzesine 16 lig şampiyonluğu ve 5 Şampiyonlar
Ligi şampiyonluğunun yanında; 4 Coppa Italia(66/67, 71/72, 72/73, 76/77)
şampiyonluğu, 4 İtalyan Süper Kupası(88/89, 92/93, 93/94, 94/95), 3 Kulüpler
Dünya Kupası(69/70, 89/90, 90/91), 2 Kupa Galipleri Kupası(67/68,72/73) ve 3
UEFA Süper Kupası(89/90, 90/91, 94/95)şampiyonluğunu koydu.
2000-2010 Arası…
Milenyuma girildiğinde taraftar yeni maceralar, heyecanlar ve
tabii ki yeni şampiyonluklar için takımın arkasından yollara düştü. 100.
yılında şampiyon olarak milenyuma giren Milan’da hedef her zaman üst nokta
olmalıydı. Fakat 90’lı yıllarda rekabet içinde olduğu Juventus dışında Lazio,
Roma ve Milano’nun mavi tarafı Inter’le büyük bir mücadele içinde
olacaktı.
Bu dönemde ligde son darbeyi vurmak epey zorlaştı. Milan’ın
eski kazanan kimliği tek başına yeterli değildi. Artık yeni jenerasyonun yeni
oyununu takıma katarak modern bir Milan takımı oluşturma hesaplarına gidildi.
Defansif pozisyonlarında sağlam ve tecrübeli isimlerde sabit kalınsa da ileriye
yatırım şarttı. Belki nokta atışı isabetlerle bu işi başaran nadir takımlardan
biri olacaktı. Andriy Shevchenko, Kaká, Kakhaber Kaladze, Pirlo gibi genç
transferlerin yanına; Nesta, Crespo, Stam, Cafú gibi tecrübeli isimler eklendi.
Ligde kıran kırana bir mücadele vardı. Her rakip birbirine diş
geçirmek için oyunundan ve sertliğinden taviz vermiyordu. Bana göre belki de
İtalya liginin en zirve mücadele yarışlarını izledik. Oyuncular üst kaliteydi
fakat teknik direktörlerin sabit kalmadığı bir dönem oldu. Albero
Zaccheroni’den sonra koltuğa Mauro Tassotti geçti. Ligin ortasında koltuğa
geçen Tassotti sadece 12 maç görev alabildi. Bu maçların içinde en göze çarpan
ve uzun yıllarda unutulmayacak olan 6-0’lık Inter maçında kulübedeki isimdi.
Fakat geçici konumunda olan Tassotti yeni sezonda koltuğu tanıdık bir isme
bıraktı. Türkiye’ye UEFA kupasını getirerek dikkatleri üzerine çeken ve
Fiorentina’yı İtalya kupası finaline çıkarmasına rağmen görevine son verilen isim
Fatih Terim’di. Büyük bir heyecanla takımın başına geçen Terim, beklediğimizden
daha kısa bir süre içinde takımdan ayrıldı. Sadece 13 maça çıkabilen Terim,
yerini daha sonra tarihe geçen zaferler yaşayacak Carlo Ancelotti’ye bıraktı.
Fatih Terim aslında kötü bir performans çıkarmamıştı. Liderlik yarışındaki
rakiplerine karşı zaferle ayrılan Terim, görece takımdan düşük profilli
takımlarda sonuca ulaşamamıştı. Daha sonraları dönemin İtalyan oyuncularından
ağır eleştiriler alınca durumun oyuncu bazında olduğu anlaşılmıştı. Ancelotti
geldikten sonra o sene elle tutulur bir başarı gelmedi fakat devamı daha
ihtişamlı olacaktı. 2000’lerde gelen tek şampiyonluk 03/04 sezonunda ezici bir
üstünlükle gelmişti ve 17. lig şampiyonluğunu kazanmıştı. Sonraki sezon
Juventus’un arkasında 2. sırada bitirmişti. 05/06 sezonunun sonunda dünyanın
gündemini de meşgul eden İtalya’nın en büyük şike olaylarından biri ortaya
çıktı. ‘Calciopoli Skandalı’ olarak tarihe geçen skandalda Milan’da yer aldı.
Diğer sene -8 puanla lige başlaması kararı verilmişti. Diğer kulüpler olan
Lazio(-3 puan, Avrupa’dan men), Fiorentina(-15 puan, Avrupa’dan men) ve
Juventus’un(Serie B’ye düşme, 9 puan, Avrupa’dan men) cezalarıyla sonuçlandı.
Milan’ın huzursuzluğu devam edecekti. Çünkü en büyük ve en yakın rakipleri olan
Milano’nun mavi tarafı Inter, Juventus’un elinden alınan şampiyonluğuyla
beraber, 5 sene art arda şampiyon olmayı başardı.
Ligde istediği sonuçları alamayan Milan, Avrupa’da daha
başarılı sezonlar geçirdi. 1 kez UEFA kupası yarı finali, 1 kez Şampiyonlar
Ligi çeyrek finali, 1 kez Şampiyonlar Ligi yarı finali ve 3 kez Şampiyonlar
Ligi finaline çıkmayı başardı. 02/03(Juventus) ve 06/07(Liverpool) yıllarında
Şampiyonlar Ligi’ni kazandılar. İçlerinde en dramatik maçlardan biri olan 04/05
Şampiyonlar Ligi finalinde Liverpool’a mağlup oldular. 7 Şampiyonlar Ligi
şampiyonluğu ile dünyanın elit takımları arasındaki yerini almışlardı.
17. lig şampiyonluğu ve
2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunun yanı sıra 02/03’te 5. Coppa Italia, 04/05’te
5. İtalya süper kupası, 4.(03/04) ve 5.(07/08) UEFA Süper Kupası ve 07/08 sezonunda
FIFA Club World Cup’ı kazandı.
Efsane 2005 Kadrosu
Günümüz futbol dünyasında adeta bir futbol turnusoluna dönüşen
bir klasik kadro. Kimilerine göre(büyük oranla Milan taraftarı) tüm zamanların
en iyi kadrosu olarak kabul edilir. Tecrübeli, güçlü ve genç oyuncuları
bulunduran kadro, dünya yıldızı oyuncu olmalarından ziyade bir takım olma
konusunda büyük örnek teşkil ediyor. Bakalım şimdi izlediğimiz modern futbolda
her yönüyle kusursuz bir takım örneği görebilecek miyiz?
2010-2020 ve Günümüz…
Inter’in durdurulamayan başarısı, tekrar yeni jenerasyon
sorunları ve Ancelotti’den sonra koltuğu kimin dolduracağı problemleriyle
başladı 2010. Inter; lig, kupa ve Şampiyonlar Ligi üçlemesiyle Milano’yu adeta
maviye boyamıştı. Ancelotti’den sonra gelen Leonardo istenilen seviyeye
ulaşamamış ve 2010 yılına Milan, Massimilano Allegri ile başlamıştı. Allegri,
Milan’ı takım haline geri getirmiş ve elindeki dünya yıldızı olan oyuncuları
kullanmayı başarmıştı. Yeni gelen jenerasyondan da önemli isimlerden
yararlanarak 2010’un başında, 10/11 sezonunda 18. Scudetto’yu yani İtalya
ligini şampiyon bitirdi. Allegri, 3 sene daha Milan’la çalıştıktan sonra
Juventus’a geçiş yapacaktı.
Bundan sonrası Milan için sancılı sürecin başlangıcı oldu.
Tecrübeli ve yaşlı olan oyuncuların ayrılığıyla yeni jenerasyondan istediği
verimi alamayan Milan, eski başarılarından epey uzaklaştı. 11/12 sezonunda
şampiyon olan Juventus, lige ambargo koyarak 9 sene art arda şampiyon olacaktı.
Bu sancılı dönemi bir tek Milan geçirmiyordu. Inter, Lazio, Roma gibi
takımlarda değişen futbol düzeninde arayış içinde olan diğer takımlardı. Görece
Roma daha başarılı sezonlar çıkarıyordu. Napoli, Fiorentina, Atalanta gibi
takımlar cesur teknik direktörlerin oyun taktikleriyle üst sıraları zorlamaya
ve dikkat çekmeye başlamıştı. 2010’ların ortalarında seyirci kitlesini kaybeden
Serie A, sonlarına doğru tekrar dikkat çeken bir lig olmayı başardı.
Milano takımlarının 2010’lu yılların sonlarına doğru Çinli iş
adamlarına satılması, o dönemde büyük yankı uyandırmıştı. Milan ve Inter’in
dengesiz transfer politikaları, ve gözle görülür bir kalite düşüşünden sonra
tekrar İtalyan iş adamları ve kulüplerin efsane oyuncuları işbaşı yaptı. Seedorf,
Inzaghi ve Gattuso gibi saygı duyulan oyuncular teknik direktör olarak çalıştı.
Şu anda da görev yapan Paolo Maldini, takıma transfer edilecek oyuncular ve
teknik direktör seçimlerindeki menajer görevini üstlendi. Kısaca başarıyı elde
etmeyi bilen ve öğrenen isimler başa getirilmeye başlandı. Bazı dönemler
istenilen başarılar elde edilemedi ve sabırla arayış devam etti. En son başa
getirilen Stefano Pioli ile güzel işlere imza atan Milan, tekrar üst sıraları
çıkmaya başladı ve hedeflediği alana girmeye başladı.
19/20 sezonunda Milano’nun mavi tarafı olan Inter önemli bir
kalkınmayla zirveye yaklaşmıştı. Sadece 1 puan farkla şampiyonluğu Juventus’a
kaptırdılar. Juventus, artık işlerin eskisi gibi kolay olmayacağının
farkındaydı. 19/20 sezonunda dünyayı sarsan Covid-19 salgını tüm dünyada
liglerin yarıda kalmasına sebep oldu. Aradan sonra şüphesiz en iyi geri dönüşü
Milan yapmıştı. Geri kalan 12 maçta 9 galibiyet ve 3 beraberlik alarak
kusursuza yakın bir iş başarılmıştı.
20/21 sezonunda her şey istenildiği gibi başlamıştı. Milli
oyuncumuz Hakan Çalhanoğlu ile birlikte Rebic, Leao, Tonali, Kessie, Theo
Hernandez, Saelemaekers, Hauge, Calabria, Kjaer ve Tomori gibi isimler
neredeyse en iyi sezonlarını çıkarmıştı. Milan’ın göz bebeği Donnarumma ve
dünya yıldızı Ibrahimovic ise takım liderliğinde söz sahibiydi. Ligin ilk
yarısında uzun süre namağlup devam eden Milan, sezon içinde yaşanan sakatlıklar
ve virüs kaynaklı karantina sebepleriyle zorlu bir sezon geçirdi. Özellikle ligin
ikinci yarısının başında takım geri toplanmakta oldukça zorlandı ve sakatlık,
karantina gibi nedenlerden tam kadro çıkamadı. Ligin son maçlarında eski
formunu yakaladıktan sonra en iyi şekilde ligi bitirdiler. İlk iki sırayı uzun
zaman sonra iki Milano takımı paylaşmıştı. Ezici bir üstünlükle şampiyon olan
Inter’in arkasında 2. olarak bitirdi ve tam 7 sene sonra Şampiyonlar Ligi’ne
katılmayı başardı.
Avrupa’da istenilen başarılar gelmedi. Genelde grup aşamasının
sonrasında çok ileri gidemeyen Milan, 1 kere Şampiyonlar Ligi çeyrek final ve 2
kere Avrupa Ligi’nde son 16’ya kalmayı başarabildi.
18. lig şampiyonluğunun yanı sıra 11/12 ve 16/17 sezonlarında
İtalyan Süper Kupası’nı alarak 7 kere kupayı müzesine götürmeyi başardı.
Başarabilecekler mi?
21/22 sezonu başında ağır kayıplar yaşasa da şu an performans
kaybı yok gibi görünüyor. EURO20’nin en değerli oyuncusu ve göz bebekleri olan
Donnarumma, sözleşme yenilemeyi kabul etmemiş ve bedelsiz olarak takımdan ayrılmıştı.
Ondan gelecek bonservis bedeli ile daha büyük işlere imza atılabilirdi. Aynı
zamanda EURO20’de kalp rahatsızılığı yaşayan Eriksen’in yerine de Inter, Hakan
Çalhanoğlu’yu transfer etti. Mandzukic ise futbolu bıraktı.
Milan boşlukları önemli hamlelerle doldurdu. Lille’in şampiyon
kalecisi Maignan’ı kadroya katan Milan, oyuncunun yeteneğine hayran kaldı.
Fikayo Tomori’nin performansı beğenildi ve takıma kazandırıldı. Florenzi ve
Bakayoko gibi isimler kiralanarak önemli bir katkı yapıldı. Brahim Diaz,
istenen 10 numara transferi oldu. Sezonun transfer ise ‘9 numara laneti’ni
yıkacak gibi görünen Olivier Giroud oldu. Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak
gelen Giroud, takıma seviye atlattığı gözle görülüyor. Sakat olan Kessie ve
Ibrahimovic’in dönüşüyle kaliteli bir kadroya sahip olacak olan Milan, efsane
oyuncularının yorumuyla da şampiyonluğun en büyük adaylarından biri.
Emin adımlarla yoluna devam eden Milan’a bence, üst kalite bir
teknik direktör lazım. Pioli, çok önemli işlere imza attı fakat kazanmayı bilen
ve tecrübe etmiş bir teknik adamın elinde daha iyi yerlere geleceğini
düşünüyorum. Yine de Pioli elinden gelenin en iyisini vererek güven veren bir
teknik adam rolünde emin adımlarla ilerliyor.








Yorumlar
Yorum Gönder