Futbolun 'Peri Masalları' - Bölüm 2

 İkinci bölümünde tekrar bir araya geldiğimiz futbolun ‘Peri Masalları’nda, Avrupa’ya damga vuran takımlarla devam ediyoruz. İnanmışlığın, heyecanın ve umutların bir araya gelmesiyle takım olabilenleri hikayesine gelin birlikte bakalım.

2004 Avrupa Şampiyonası – Yunanistan


Futbol tarihinin belki de en çok olumsuz yorumlara maruz kalan şampiyonu, EURO 04’ şampiyonu Yunanistan. Bu seviyeye gelmeden önce daha tarihlerinde galibiyet yüzü görmeyen Yunanistan, şimdi en büyüklerin arasında ismi olan bir ülke takımı oldu.

Tarihlerinde pek fazla majör kupaya katılmamış olan Yunanistan, bundan önce EURO 80’ ve 94’ Dünya Kupası’nda sahne aldı. EURO 80’ de gruplara kalmayı başaran Yunanistan, grup maçlarında Çekoslovakya ve Hollanda’ya kaybetmişti. Tek gol sevincini 3-1 biten Çekoslovakya maçında bulmuşlardı. Son maçta Batı Almanya karşısında 0-0 berabere kalarak 1 puanı da koparan Yunanistan, grup sonuncusu olarak turnuvadan elendi. İlk Dünya Kupası deneyimleri olan 94’ yılında ise daha kötü bir performans izledik. Arjantin, Bulgaristan ve Nijerya ile aynı gruba düşen Yunanistan, 3 maçta mağlup olarak ve 10 gol yiyerek turnuva sonuncusu oldu. Bu sefer rakipleri karşısında gol dahi bulamayan Yunanistan, turnuvanın en kötü takımı olarak yerini aldı. Sonraki EURO ve Dünya Kupası elemlerinde sonuna kadar zorlayan ama bileti alamayan Yunanistan, EURO 04’ ü beklemek zorunda kalacaktı. 2002 yılında başa getirilen Otto Rehhagel ile yeni maceraya başlayan Yunanistan, tarihe geçeceklerinden habersiz hazırlıklara başladı. 2002 Dünya Kupası dosyası kapandı ve gözler EURO 04’ e çevrildi.

EURO 04’ elemelerinde İspanya, Ukrayna, Kuzey İrlanda ve Ermenistan’la aynı grupta yer aldı. İlk iki maçı kaybeden Rehhagel’in öğrencileri, beklenenin tersine geri kalan 6 maçı da kazanarak 18 puanla, lider olarak Portekiz’deki kupaya gitmeye hak kazandı. Ülke gündeminde ses getiren bu olay dünyanın tebriğini almış ama yeterli miydi yoksa tesadüf mü?

Otto Rehhagel, takımdaki yıldız oyuncu noksanlığının farkındaydı. Etrafına kadrosunu dizebilecek oyuncusu olmadığında takım olarak mücadele etmenin vurgusunu takıma gösterdi. Gol yollarında pek etkili olamayan, hatta gol bulamadığı turnuvalardan sonra ofans futbolu yerine defans futbolunun izlerini gösterdi. Turnuvadaki tek amaçları ilk galibiyeti kazanabilmekti. ‘Gol atamıyorsak gol yemeyeceğiz’ felsefesiyle turnuvaya giriş yaptılar. Milli takım vurgusunu Fyssas’ın ağzından dinleyelim:

‘’Her şeyden önce milli takımın geldiğini hatırlattı. Takımdaki çoğu kişi Olympiakos, Panathinaikos ve AEK oyuncularından oluşuyordu ve burada hep birlikte olmamız gerektiğini söyledi. Bir aile olduk. Birbirimiz için her türlü fedakârlığı yapabilirdik.’’

A grubunda yer alan Yunanistan’ın grubunda ev sahibi Portekiz’le birlikte İspanya ve Rusya bulunuyordu. Turnuvanın açılış maçında favori Portekiz'le Yunanistan karşı karşıya geldi. Sürprizin başlangıcı sayılabilecek bir sonuçla Yunanistan, ev sahibini 2-1 yenerek turnuvaya galibiyetle başladı. Bu şok sonuç, Yunanistan’ı alkışlatsa da ileride bu durum tam tersi tepkilere dönecekti. Sonraki maçta İspanya ile 1-1 berabere kalan Yunanistan, son maçta hedefi kalmayan Rusya’ya karşı alacakları bir beraberlikte bile üst tura adını yazdıracaktı. Fakat Rusya, Yunanistan’ı 2-1 yenerek işleri karıştırdı. Fakat diğer maçta İspanya’yı yenen Portekiz, lider olarak Yunanistan ile birlikte bir üst tura adını yazdırdılar.

İspanya’nın önünde çeyrek finale çıkan sürpriz takım Yunanistan’ın rakibi Fransa oldu. Fransa, yakın zamanda hem Avrupa Şampiyonası’nı hem de Dünya Kupası’nı alan takım olarak favori konumundaki takımdı. Herkes Yunanistan’ın burada havlu atacağını düşünürken Yunanistan, güçlü rakibini 1-0 yenerek yarı finale çıktı. Herkes şaşkınlık içinde bu sürpriz takıma merceklerini yakınlaştırdı. Acaba bu sürpriz takım daha ne kadar ileri gidebilirdi?

Yarı finalde rakip Çekya’ydı. Turnuvanın en golcü ülkelerinden biri ile karşılaşan Yunanistan, planlarından ve taktiklerinden emin şekilde sahaya çıktı. 90 dakika 0-0 biterken maç uzatmalara gitti. Bu ana kadar istediğini alan Yunanistan, 105. Dakikada Dellas’ın kafasından gelen golle, o zamanlar kabul edilen ‘Gümüş Gol’ kuralıyla direkt finale çıkan takım oldu. Yunanistan finaldeydi.

Finalden önce bir salonda bir araya gelen Yunanistan takım ve teknik ekibi, bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda prim konuları, bazı oyuncuların 11’e girememesi ve birçok konu konuşuldu. Artık aralarında gizli saklı hiçbir şey kalmayan Yunanistan takımında tek hedef finaldi. Rakip ise ev sahibi Portekiz’di. Portekiz, finale kadar İngiltere ve Hollanda’yı eleyerek geldi.

İlk defa bir turnuvanın açılış ve kapanış maçı aynıydı. Portekiz ve Yunanistan ilk karşılaşmalarında sürpriz bir sonuç çıkmıştı. Bu sefer Portekiz’in hata yapacak durumu yoktu. İlk yarısı 0-0 biten maçta tek gol 57. dakikada Yunanistan’dan geldi. Sağ taraftan korneri kullanan Yunanistan’da, Charisteas kafa vuruşuyla kupayı getiren golü attı. Bir ‘Peri Masalı’ daha gerçekleşerek Yunanistan, 2004 Avrupa Şampiyonası şampiyonu oldu.

Bu şampiyonluk futbol dünyasında çok güzel karşılanmadı. Gruptan sonraki maçları ağır defans oyunlarıyla, gol yemeden 1-0 kazanan Yunanistan, tarihin en sıkıcı şampiyonluğunu kazanmıştı. Belki de Rehhagel yapabileceği tek taktikle kupayı kazandı. Yine de bu kadar büyük takımların arasında bu kupaya ulaşmak o kadar kolay değildi.


2015-16 Premier Lig – Leicester City


Leicester City, yakın futbol tarihinin en ilham veren takımlarından biri. Bu İngiliz takımı, belki de dünyanın en iyi liginde dünya devi takımların boynunu bükmüş, devler arasına ismini altın harflerle yazdırmayı başardı. Buraya gelmek o kadar kolay olmadı. Daha önceki sezon kıl payı kurtardıkları ligi şimdi domine ettiler. Peki, nasıl başardılar?

Başlangıç olarak 2010 yılında Taylandlı milyarder Vichai Srivaddhanaprabha’nın takımı satın almasıyla başladı. Kulüp, bir anda İngiltere’de en pahalı sahiplerinden birine sahip oldu. Takım o zamanlar Championship’te mücadele ediyordu. Takımın başına Sven-Göran Eriksson getirildi ama istenen başarı gelmeyince Nigel Pearson tekrar takıma geri çağırıldı. Takım ritmini buldukça üst sıralara yükselmeye başladı ama Premier Lig için biraz vakitleri vardı.

İlk fırsat 12/13 sezonunda karşılarına geldi. Championship’i 6. bitirerek play-off hakkı kazandılar. Play-off yarı finalinde Watford ile eşleşmişlerdi. Kendi evlerinde 1-0 kazanan Leicester, deplasmana gittiğinde başka bir hikayenin kaybedeni olacaktı. Watford’a karşı 2-1 gerideyken penaltı kazanan Leicester, Knockaert’ın vuruşunda penaltıdan yararlanamamış ve dönen topta Deeney, Leicester ağlarına topu göndererk durumu 3-1 yaptı. Watford finale çıkarken Leicester bir sene daha beklemek zorunda kaldı. 

13/14 sezonunda istediği oyuna ulaşan Leicester, 102 puanla Premier Lig’e geri döndü. 03/04 sezonundan sonra tekrar en üst lige geri döndüler. En çok gol atan ve en az gol yiyen 2. takım olarak diğer sezonu iple çektiler.

14/15 sezonuna güzel giriş yapan Leicester ilk 5 haftada 2 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 mağlubiyet ile başladılar. Ondan sonra işler pek istendiği gibi gitmedi. 30. haftaya kadar sadece iki galibiyet alan takım, ligin son sırasına demir atmış bir şekilde futbolseverlerin gözünde küme düşmüş bir takım olarak görülüyordu. Yalnız Pearson yönetimindeki takım pes etmeye hiç niyeti yoktu. Son 9 haftada 7 galibiyet ve birer beraberlik ve mağlubiyet alan takım, 14. Sırada ligde kalmayı başardı. Sezon sonu kalmayan isim ise Nigel Pearson oldu. Sonuç olarak Leicester City, pes etmeyerek ligde bir sene daha kalmaya hak kazandı.

Yeni sezon öncesi teknik adamın ismi açıklandı. Takımın başına Claudio Ranieri getirildiğinde birçok kişi küme düşen ilk takımın belli olduğu kanaatindeydi. Şampiyonluk oranlarında bile 1/5000 oran verilen takıma kimse şans tanımıyordu. Fakat Ranieri bir şeylerin farkındaydı ve takıma güveniyordu. Takıma Fuchs, Huth, Okazaki, Kante ve Benalouane kazandırıldı. Damga vuracak isimlerden olan Vardy ve Mahrez, daha önceden çok cüzi miktarlarda takıma kazandırılmıştı.

Ranieri, takımın önceki teknik direktörü Pearson’a olan bağlılığın farkındaydı ve kalitenin çok az kullanıldığını görmüştü. Takımın kimyasını bozmadı ve Pearson’a olan bağlılığı yavaş yavaş kendi lehine çevirmeye başladı. İstediği taktik ve oyun planlarını takımla çok güzel birleştirdi ve istediği takımı hazırladı.

15/16 sezonuna beklenenlerinden daha iyi bir şekilde girdiler. Herkes, sezon başlangıcının heyecanı olduğunu düşünse de ilerleyen zamanlarda gözler üstüne çevrilecekti. Rekor başlangıç yapan Vardy, 4. haftadan 14. haftaya kadar aralıksız gol atarak 11 maçlık bir gol serisi rekoru elde etti. Leicester, sahaya 4-4-1-1 dizilişi ile hızlı kontra atak futbolunu benimsemişti. Hızlı ve atağa katkı yapan bekler, bir defansif bir merkez orta saha oyuncusu, hızlı kanatlar ve yaratıcı kanat-10 numara. En ileride ise topu rakip kaleye sokan bir 9 numara. İleride topun olduğu yere yoğunluk yaparak diğer kanatta boşluk yaratması, takımın geride kontraya hazır şekilde savunma yapması ve ileride yaratıcı oyunla skora ulaşmak en önemli hamlelerden sadece bir kaçı. Leicester, kadro değeri düşük bir kulüp olabilir ama istediği oyuncularla birlikte başarıyı arayan bir takım oldu. Hıza ve tekniğe dayalı bir takım ortaya çıkaran Ranieri, sezon sonu istediğini de aldı. Sezonda 3 mağlubiyet alan Leicester bunların ikisini Arsenal’den birini Liverpool deplasmanından aldı. Şampiyonluğu 36. haftaya kadar bekleyen Leicester, takipçisi Tottenham’ın 36. haftada Chelsea deplasmanında 2-2 berabere kalması ile şampiyonluğunu ilan etti. Sezon sonu ise 23 galibiyet, 12 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 81 puanla şampiyon oldu. Dünyanın en heyecanlı ‘Peri Masalı’ gerçek oldu ve Leicester, kulüp tarihinin en büyük zaferine imza attı. Leicester City, 15/16 sezonu Premier Ligi şampiyonu oldu.

Başarıların ardı ardına geldiği sezonda bireysel performanslar göz doldurdu. Ekim ve Kasım ayının oyuncusu Vardy seçildi. Kasım, Mart ve Nisan aylarının menajeri Ranieri seçildi. Sezonun menajeri Ranieri, FWA yılın oyuncusu ve sezonun oyuncusu Vardy, PFA yılın oyuncusu Mahrez, sezonun takımında ise Wes Morgan, Kante, Mahrez ve Vardy kendine yer bulacaktı. Ayrıca bu sezon Mahrez, gole en çok etki eden oyuncu oldu. Ranieri, Premier Ligi kazanan sekizinci teknik adam oldu. Leicester kaptanı Wes Morgan, bu sezon her maçta yerini aldı.

Yıldızlar topluluğu değildi. Başındaki menajerin geçmişi de çok temiz olmayabilirdi. Olumsuzlukları veya sahip olamadıklarına değil; yapabileceklerine ve en önemlisi birbirine inanan, dinleyen bir takım ortaya çıkarmayı bildiler. Kendilerine inandılar ve savaştılar. Doğru oynadılar. Sonucunda kazandılar. Bir ilham hikayesini, bir ‘Peri Masalı’nı gerçeğe dönüştürdüler.


2009-10 Türkiye Süper Ligi – Bursaspor


Türkiye Süper Ligi’nden çıkan bir umut ve inanış hikayesi. Anadolu takımlarına ilham olacak bu macera, hiç kolay başlamadı. Sezonun son maçına kadar daha şampiyonun belli olmadığı bu heyecanlı maraton, bundan önceki sezonun ortasında başlamıştı.

08/09 sezonunun başında, önceki sezonlarda da Samet Aybaba ile istediği performansı bulamayan Bursaspor, yerine Güvenç Kurtar’ı getirdi. Güvenç Kurtar’la da başarıyı yakalayamayan Bursaspor, Beşiktaş’tan buruk bir şekilde ayrılan Ertuğrul Sağlam ile anlaşarak tarih yazacak imzayı attı. O sezon Bursaspor, 6. sırada bitirerek diğer sene için umutlu bir şekilde hazırlıklarına başladı.

09/10 sezonunun başlangıcında potansiyeli olan gençleri takımda tutarak aslında yukarıya göz kırpmaya başlamıştı bile. Bursaspor’un başına geçtiğinde Beşiktaş’tan bildiği ve güvendiği Ali Tandoğan’ı kadroya dahil etmiş ve yazın Tomas Zapotocny’i kiralayarak kemik kadroyu şekillendirmeler devam etti. Takımın efsanesi olacak Pablo Batalla’da bu sene takıma kazandırılarak sezona hazırlıklar yavaş yavaş tamamlandı. Hazırlık maçlarında galibiyet çıkmadı ama oluşan umut ve heyecan ligde kendini göstermeliydi. Taraftar inanmıştı ve bu sezon bir şeyler olacaktı.

Lige 2-1’lik Kasımpaşa galibiyetiyle başlayan Bursaspor, ilk 5 hafta 2 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet alarak 11. sırada kedine yer buldu. Çok iyi bir başlangıç değildi ama sahada oynanan oyun ve mücadele taraftarlardan tebrik toplamış, uzun vadede başarı hedeflenmişti.

Sonraki 5 haftada 5’te 5 yaparak birden kendini 2. sırada buldu. Performansları dikkat çekmiş ve tüm gözler 4 büyüklerin yanında onlara da çevrilmişti. Ardından alınan beraberlik ve mağlubiyet ile 4. sıraya gerileyen Bursaspor, yine de sinerjiyi korumuş ve taraftarlarının desteği ile yoluna devam etti.

Sonraki 14 haftada 1 mağlubiyet ve 2 beraberlik dışında 11 galibiyet alan Bursaspor, 24. haftada liderliği de alarak yoluna doludizgin devam etti. Fenerbahçe ve Beşiktaş deplasmanlarında alınan 2-3’lük galibiyetlerle, büyük takımlara da kafa tutabileceğini gösterdi. Umutlar yavaş yavaş şampiyonluk inancına dönüyordu. Bundan sonraki her maç sanki bir şampiyonluk maçıymış gibi tribünleri dolduran taraftar da, bu yola inancını koymuş ve takımını yalnız bırakmıyordu. İstenilen sonuçlar alındıkça yolun sonu daha heyecanlı beklendi.

27. haftada İstanbul deplasmanına kalabalık taraftarla giden Bursaspor, İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a 2-1 kaybederek buruk bir şekilde Bursa’ya geri döndü. Liderlik hala Bursa’daydı ama beklenen sonuç değildi. Yine de önlerine bakarak bu maçı da arkalarında bırakmak zorundaydılar. Sonraki 4 haftada sıra sıra galibiyet ve beraberlik alan Bursaspor, 31. haftada alınan 0-0 Galatasaray berberliği ile 2. sıraya geri döndü. Son 3 hafta kala kaybedilen liderlik moralleri bozsa da sonunu hala görebildikleri sezonda pes etmeyeceklerini ilerideki haftalarda göstereceklerdi. Sonraki iki haftada engellere takılmayıp galip geldi. Şampiyonun kim olacağı ise son haftaya kaldı.

Son hafta Bursaspor evinde Beşiktaş’ı konuk etti. Şampiyonluk yarışına girdiği Fenerbahçe ise Kadıköy’de Trabzonspor’la oynayacaktı. Son dakikalara yanlış anonsun damga vuracağı maçlarda nefesler tutuldu. Bursaspor, ilk yarıyı 2-0 önde kapattı. Kadıköy’de ise Fenerbahçe öne geçmesine rağmen ilk yarıyı 1-1 eşitlikle tamamladı. İkinci yarı nefesler tutuldu ve son 45 dakika sonucunda şampiyonun kim olacağını öğrenmek için bütün futbolseverler ekran başına kurulmuştu. Bursa’da son dakikalara 2-0 girilirken Beşiktaş, 88. dakikada golü bularak durumu 2-1 yapmıştı. Kadıköy’de ise gol sesi yoktu. Gözler sahada kulaklar ise diğer maçtaydı.

Artık 90 dakikalar bitmiş ve artı dakikaları gelmişti. Bu durumda Bursaspor şampiyon olacaktı ve Fenerbahçe, o şampiyonluk golünü bulmak için topyekûn Trabzonspor’un kalesinde baskı kurmaya başlamıştı. Birden Kadıköy’de bir anons geçti. Beşiktaş golü bulmuş ve Bursaspor berabere kalmıştı. Yani bu durumda şampiyon Fenerbahçe olacaktı. Fakat bir sorun vardı. Kadıköy’de maçı izleyen taraftarların bazıları kulaklıkla Bursaspor-Beşiktaş maçını dinliyordu. Gol anonsu yoktu ve kafalar iyice karışmıştı. Anonsu duyan Fenerbahçeli oyuncular ve yedek kulübesi birden şampiyon olduğunu düşünerek son dakikalarda topu kendi yarı sahasında çevirmeye başladı. Fakat kulübede karışmıştı. Çünkü onlar da gol haberi almamıştı. Büyük bir kaos hakimdi ve kimse ne yapacağını bilmiyordu. Kadıköy’de son düdük geldi ve maç 1-1 beraberlikle sonuçlandı. Şampiyon olduğunu düşünen Fenerbahçe taraftarı sahaya akın akın inmeye ve şampiyonluğu kutlamaya başladı. Fakat kameralar hala kenardaydı çünkü Bursa’dan doğru bir haber kaynağı aranmaya başlandı. O sırada Bursaspor-Beşiktaş mücadelesi 2-1 devam ediyordu. Kadıköy’de maçın 1-1 bittiğini duyan Bursaspor taraftarı şampiyonluğu kutlamaya başladı. Bursa’da da maç bitti ve 2-1 galip gelen Bursaspor resmen şampiyon olmuştu. Anadolu’dan çıkan bir ‘Peri Masalı’ gerçek oldu. Bursaspor, 2009/10 Türkiye Süper Ligi’nin şampiyonu oldu. Trabzonspor’un ardından 26 yıl sonra Anadolu’dan çıkan ilk şampiyon oldu.

O sırada iki şehirde de şampiyonluk kutlamaları vardı. Fakat bir taraf yavaş yavaş gerçeği öğrenmeye başladı. Kadıköy’de dolaşan haber yalanlanmaya başladı ve telefonlarına sarılan herkes şampiyonun Bursaspor olduğunu öğrenmiş oldu. Kutlamalar kaosa dönmeye başladı. Stadın bir kısmında yangın çıkmasıyla kaosu önlemeye polis ve itfaiye, fenalaşmaya başlayan bazı taraftara müdahale etmeye ambulanslar gelmeye başladı. O gece İstanbul’un Anadolu yakası için hiç güzel geçmedi.

Bursa’da ise kutlamalar sabaha kadar sürdü. Taraftar, takımla birlikte kutlamalara başlamıştı. Takım soyunma odasına gittiğinde bile stat taraftar sayesinde dolu kaldı. Adeta festival alanına döndü. O gün umutlar, heyecanlar ve inanç gerçeğe dönmüştü. Asla unutulmayacak bir gece geçiren Bursaspor, Türkiye’nin 5. büyüğü olarak tarihte yerini aldı. Ertuğrul Sağlam’ın Bursaspor ile kazandığı şampiyonluğunun ardından onu anlatan en iyi cümle ise eski takım arkadaşı Ali Gültiken’den gelmişti:

‘’O, bir Anadolu devrimcisi oldu!’’


Yorumlar

Popüler Yayınlar